BLOG DOKÜMAN

 

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Esas Sayısı : 2004/10

Karar Sayısı : 2009/68

Karar Günü : 2.6.2009

R.G. Tarih-Sayı : 03.02.2012-28193

IV- ESASIN İNCELENMESİ

Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 30. maddesinin birinci fıkrası gereğince Maliye Bakanı Mehmet ŞİMŞEK, Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürü Naci AĞBAL, Muhasebat Genel Müdürü Ömer DUMAN, Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdür Yardımcısı M. Sait ARCAGÖK’ün 28.5.2009 günlü sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

1- 5018 Sayılı Kanun’un8. Maddesinde Yer Alan ‘yetkili kılınmış mercilere’ İbaresininİncelenmesi

Dava dilekçesinde, iptali istenen ibaredeki’yetkili kılınmış merciler’in tanımı konusunda bir açıklık bulunmadığı, bu mercilerin hangi sıfatı taşıyan, kimin tarafından ve nerede yetkilendirilmiş merciler olduğunun açıklanmamış olmasının keyfiliğe zemin hazırladığı belirtilerek, ibarenin Anayasa’nın 2., 8., 11., 123. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İptali istenen ibareyi içeren kanun maddesi, kamu kaynaklarının kullanılmasında uyulacak temel ilkelerden olan hesap verilebilirlik kavramını düzenlemektedir.

Kanun maddesinin gerekçesinde ifade edildiği üzere; çağdaş kamu malî yönetim sisteminin önemli unsurlarından biri olan hesap verilebilirlik, kendilerine kamu gücü kullanma görev ve yetkisi verilenlerin bu yetkiyi yasal sınırlar içinde kullanıp kullanmadıklarının hesabını vermeleri anlamına gelmektedir. Diğer bir deyişle, hesap verme sorumluluğu ‘üzerinde mutabakata varılmış hedefler çerçevesinde, belirli bir performansın gerçekleştirilmesine yönelik sorumluluğun üstlenilmesine ve bunun açıklanması yükümlülüğüne dayanan bir ilişki’dir.

Bu çerçevede, 5018 sayılı Kanun’da kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi, kullanılması, muhasebeleştirilmesi ve raporlanması, ayrıca kaynakların kötüye kullanımının önlenmesi için yetkili kamu görevlilerinin gerekli önlemlerin alınmasından sorumlu tutulması ve Kanun’da belirtilen yöntemlere uygun olarak kamu otoritelerine hesap vermeleri öngörülmüştür.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Hukuk devletinin temel unsurlarından birisi de‘belirlilik‘tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesidir. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Anayasa’nın 8. maddesinde de, ‘Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir’ denilmiştir. Buna göre, Anayasa’da yasayla düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi mümkün değildir.

5018 sayılı Kanunda getirilen sorumluluk sistemine uygun olarak, kimlerin hangi yetkili kamu mercilerine karşı hesap verme yükümlülüğü altında olduğu birçok maddede açıklanmıştır. Kanun’un ‘Bakanların ve Üst Yöneticilerin Hesap Verme Sorumluluğu’ başlıklı Dördüncü Bölümünün 10. maddesinde bakanların Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı hesap verme sorumluluğu, 11. maddesinde ise üst yönetici konumunda olan müsteşar, vali ve belediye başkanlarının hesap verme sorumlulukları düzenlenmiş ve bu sorumluluğun gereklerini yetkili mali memurları aracılığıyla yerine getirecekleri belirtilmiştir. Aynı şekilde, Kanun’un 63. ve 73. maddelerinde ise kamu mali sisteminde görevli ve yetkili olanların sorumlulukları ve bu sorumluluğun sonuçları düzenlenmiştir. Bu itibarla, kamu mali sisteminde hesap verme sorumluluğu altında olanların kimler olduğu, hesap verme sorumluluğunun hangi kamu makamlarınca denetleneceği, bu sorumluluğun kapsamı ve sonuçları Kanun’da açıkça belirlendiği gibi, yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisi de verilmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, iptali istenilen kural Anayasa’nın 2. ve 8. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 11., 123. ve 128. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.

Malimevzuat.com.tr